Kapitalizm Dünyamızda hızla yayılırken onunla birlikte büyüyüp gelişen Küresel Dünya anlayışı teknolojiyi de arkasına alarak İnsanlığa hizmet etmekten onur duymaya başlamış. Demek istediğim küreselleşen Dünya’da insanlar artık daha özgür ve dilediği gibi yaşama lüksüne sahipler fakat bununla birlikte mutlular mı diye sorarsanız o da apayrı bir yazının konusu olacağından şimdilik değinmek istemiyorum. Avrupa’nın göbeğinde kaldığım süre zarfında anladığım bir şey varsa o da bu insanların küreselleşmekte epey yol kat ettikleridir. Ama açık konuşmak gerekirse bizim gibi değiller, geleceği düşünmek yerine o anı yaşamayı seçiyorlar. Bu cümle başta güzel gibi görünebilir ama “anı yaşarken” sadece kendileri için yaşıyorlar, BİZ olgusu yok adamlarda bireysellik almış başını gitmiş durum böyle olunca, 18 yaşına gelen bir çocuğun evden kaçması veya atılması çok normal karşılanıyor. Çocuğun kafasına esip ülke değiştirebilmesi veya orada hayatına devam edebilmesi bile globalleştiklerinin göstergesidir. Hal böyle olunca küreselleşmenin kültürlerini fena halde etkilediğini düşünüyorum ve onları asi bireyler haline getirmiş. Ama bu küreselleşmenin güzel tarafları da var. Mesela Avrupa’nın Schengen Bölgesi içinde olan bir ülkesindesiniz, cebinizde paranız, zamanınız ve tatil planınız varsa aynı ülkemizde şehirlerarası yolculuk edermiş gibi ülke değiştirebiliyorsunuz. Sınır diye bir şey yok, adamlar sınırları kaldırmışlar kontrol diye bir şey de yok. Canınız Roma’ya mı gitmek istedi hemen bir uçak, tren veya otobüs bileti alıp gidebiliyorsunuz. Bu hazırlıkları yapmak için kılınızı bile kıpırdatmanıza gerek yok, teknoloji sayesinde artık her şey o kadar sistemli ve güzel işlemeye başlamış ki, işte olması gereken bu diyorsunuz. Örnek vermek gerekirse, biz arkadaşlarla “ 3 Başkent 4 Gece 5 Gün ” adında bir tur düzenledik, tura gidip gitmeme kararını vermek, biletleri ve hostel rezervasyonlarını yapmaktan daha uzun sürdü. Artık sistem o kadar iyi bir noktaya gelmiş ki, kafanızda gitmek istediğiniz bir yer belirliyorsunuz internetten tren veya otobüs şirketlerini buluyorsunuz ve gitmek istediğiniz güzergahı seçip kredi kartınızla bileti aldıktan sonra sadece bavulunuzu hazırlamak kalıyor. Tamam kardeşim hadi ulaşımı hallettik ama biz nerde yatıcaz oraya gidince ne yicez ne içicez derseniz onun da imdadına HostelWorld.com yetişiyor. İlk başta siteye güvenmemekle birlikte şimdi şiddetle tavsiye ediyorum. 3 ülke gezdik ve 3 farklı yerde kaldık ve bu kadar ucuza kalıp bu kadar memnun olacağımı düşünmüyordum bile. Hatta bir an bu kadar ucuzsa kesin bir iş vardır diye paranoyaklaşmaya bile başlamıştım. Kardeşim ne kadar ucuz diyorsanız, Budapeşte’de 2 gecesine adam başı 25 TL verdik. Diğer yerlerde ne yazık ki biraz daha fazla para verdik çünkü o hostelleri son gün ayarlamıştık, eğer ki önceden ayarlarsanız çok çok ucuza iyi hostel veya otel kapatabilirsiniz o yüzden HostelWorld’ü tavsiye ederim. Lojistik sorununu çözdük, hadi kalacak yer sorununu da hallettik peki ama ben bu şehiri hiç bilmiyorum nerdeyim ben, şehrin merkezi neresidir, nereye gidilir, ne yenilir sorusunun tüm cevaplarını sağolsun GOOGLE amcamızın MAPS’i halletmiş durumda nerde olduğunuzu yazıyorsunuz o size etrafta nereler var, nereye gidebilirsiniz, her şeyi size gösteriyor. Yok kardeşim ben bu konuda biraz teknoloji özürlüyüm hem yanımda internet bile yok ben ne yapıcam derseniz de, şehrin bir çok yerinde bulacağınız haritalar olacaktır, lütfen azıcık kafa patlatın da harita okumaya çalışın bu sayede hem gezdiğiniz yerlerin zevkini alacak hem de kaybolma olasılığınızı 0’a indirmiş olacaksınız. Lütfen yaşam enerjinizi kaybetmeyin ve Globalleşen Dünyamızın tadını çıkarın..
Merhaba Global Dünya!
Batı’ya Doğru
Avrupa’nın “Bira Göbeği” denilen ülkesine yerleşmemin ardından 3 hafta geçti. Geçen bu haftalar boyunca birçok farklı kültürü inceleme fırsatı buldum. Bu yazıyı daha önce de yazabilirdim fakat her şeyin kafamda netleşmesini bekliyordum fırsat bugüneymiş. Aslına bakarsanız Avrupalı insanları kesin bir yargılama sürecinden geçirip, onlar şöyle biz böyleyiz tarzında eleştirmek veya aşağılamak istemiyorum sadece yaşadığım bana ilginç gelen anıları sizlerle paylaşacağım. Girdiğim ortama çok çabuk adapte olan bir insan olduğumdan dolayı hiçbir zaman hiçbir toplulukta sorun yaşamadım fakat hiçbir toplulukta kalıcı olmak istemediğim(belki de yapamadığım) için bütün topluluklar bana göre Pandora’nın Kutusu gibi geliyor. Velhasıl burada da sıkıntı yaşamadan 3 gün gibi kısa bir sürede sanki yıllardır burada yaşıyormuşum gibi hissetmeye başladım. Neredeyse bütün yerleri kafamda çözmüş, hangi otobüs nerden kalkar, bilet sistemleri nasıldır, İnsanlar neler yapar gibi soruları kafamda gelmeden önce sormuş daha sonra da insanları inceleyerek duruma adapte olmayı başarmıştım. Siz şimdi burada şunu sorabilirsiniz -kardeşim git ne ihtiyacın varsa sor o zaman öğren- evet ilk etapta kulağa güzel geliyor fakat buradaki birçok insanın Türkiye’deki gibi İngilizce bildiğini göz önüne alırsak durum biraz karmaşık hale geliyor. Bu dil konusunda da açıklama getirmek istiyorum, Türkiye yüzünü Batı’ya döndürmüş(döndürülmüş) bir ülke olduğu için ve yıllardır Avrupa Birliğine girmek için çeşitli yalakalıklar yaptığından dolayı her şeyimizi yaparken onların kriterlerine uydurmaya çalışıyoruz. Oysaki Avrupa’da böyle bir uygulama yok, kimse doğru düzgün(!) İngilizce konuşmuyor(Bunu Erasmus kapsamında Avrupa’nın birçok farklı ülkesinden gelen insanlar sayesinde anladım. Tabi ki de tüm Avrupa’yı bu konuda yargılamak yanlış olur.) Ama Türkiye’de İngilizce bilmiyorum dediğin zaman hemen bir ezme girişiminde bulunuluyor yok efendim Dünya diliymiş nasıl bilmezmişsin. Evet kabul ediyorum Dünya dili ve dil öğrenmek gerçekten çok iyi bir şey ve öğrenilmesi de lazım ama bizimki gibi dayatılarak veya yanlış yollarla değil, şahsen bizim ülkemizde öğretimde yapılan hatalar yüzünden insanlar İngilizceden soğuyorlar. Neyse bu da çok ayrı bir konu, daldan dala geçmeyi çok seven bir insan olduğumu bu yazımda da bir kez daha ortaya koydum. Ama içimden geldiği gibi yazıyorum, yani ben böyle mutluyum o yüzden beni böyle kabul edin. Ya da etmeyin tercih sizin
Dil sorunu bir süre sonra ortadan kalkıyor siz İngilizce, o Çekçe konuşarak birbirinizi anlamıyorsunuz tam o anda Vücut Dili devreye girerek bütün sorunları çözüyor. Çözemediği tek nokta ise markete girdiğinizde yiyeceklerin hiçbirinin üzerinde İngilizce bir şey yazmaması o yüzden o konuda biraz “Allah’a Emanet” gidiyoruz. Bir başka konu ise “Zeka” buradaki insanların pratik zekası hiç iyi seviyelerde değil, çünkü buradaki insanlar zekalarına değil sistemlerine ve akıllarına güveniyorlar. Çok küçük bir örnek vermek gerekirse, burada otobüse binmek için 3 yol var. İlki İstanbul’daki gibi akbil sistemi -ki en çok kullanılanı bu-. İkincisi ise bizler gibi akbili (akbil diyorum adını bilmiyorum) olmayan insanların bilet alarak okuyucuya okutması(bu da fazlasıyla yaygın). Ama son olarak hiçbirini bulundurmuyorsanız şoförden bilet alabilirsiniz –bu yol daha fazla maliyetli olduğundan pek seçilmez- Velhasıl asıl olay bu anlattığım son yolda çıkıyor. Eğer ki biletinizi şoförden almaya kalkarsanız şoför sizinle işini bitirmeden yola çıkmıyor. Biz 20 kişilik bir grupla otobüse bindik ve biletimiz olmadığı için bu yola başvurduk şoför hayatında böyle bir şey yaşamamış olacak ki kelimenin tam anlamıyla “afalladı” otobüsü 10 dk boyunca duraktan kaldıramadı. Şaka gibi, gözünü sevdiğim Türk minibüsçüleri adamlar sol elinde sigara(bu elinle ARADA direksiyonu tutarlar) sağ el boşta olup o eliyle para işlerini hallederken, bir gözü ilerdeki yolcuyu bakar diğeri de asıl bakması gereken yola bakar. Yani bizde işler biraz daha Pratik yürüyor
Hadi biraz da insanların yaşam şekillerinden bahsedeyim. Açıkçası burası yaşanacak bir yermiş onu anladım. Hani derler ya Avrupa yozlaşmış, aile ilişkileri yok falan derler ya her zaman geçerli bir durum değil onu anladım. Avrupa’nın en ALLAHsız(Ateist) ülkesinde yaşıyorum ama burada insanlar birbirine karşı saygılılar. Aile bağlarına gelecek olursak, bu insanlar kendilerine gün ayırmışlar genelde Pazar ve resmi tatil günleri o zamanlarda ailecek spor yapıyorlar, geziyorlar ve birlikte vakit geçiriyorlar. Ben hayatımda 3-5 yaşındaki çocuğun paten kayıp önden giden babasına ve annesine yetişme isteğini görmedim. Zaten paten kayan anne-baba görmedim. Fakat burada ki herkes kesin bir sporla uğraşıyor ya bisiklete biniyor, ya paten kayıyor en olmadı yürüyor. Ve çocuklarını kendi ayakları üzerinde durabilecek bireyler olarak yetiştiriyorlar. 18 yaşına gelmeden de çocuğu evden resmen atıyorlar ve hayata bırakıyorlar. Burada kimse bizim gibi baba parası yemiyor herkes çalışıyor ve hayata tutunmaya çalışıyor. Tamam, aile bağlarının ülkemizde ki kadar iyi olmadığını kabul ediyorum fakat ben ailecek yapılan aktiviteleri görünce, o insanların yüzlerinde ki mutluluğu görünce ve kendimize tekrar bakınca onların daha doğru yaptığına inanıyorum. Onu bunu geçtim bir kere burada ki 80-90 yaşında ki insanların bisiklete binip spor yaptığını ve her yere yürüyerek gittiğini görünce kardeşim biz YATIYORMUŞUZ diyorum. Neyse yazıyı daha fazla uzatmak istemiyorum devamını ileride yazacağım, takipte kalın..
Yurtdışına Ayak Basmak
Sonunda 78 gündür beklediğim vizem çıktı ve daha önceki yazılarımda anlatmış olduğum Pegasus Kart sayesinde 22 Eylül 2011 tarihli Sabiha Gökçen-Viyana seferine Bedavaya bilet aldım. Ardından da Viyana –Brno seferini yapan otobüs firmasından(Student Agency) online bilet alıp Çek Cumhuriyeti topraklarına girebilmenin en ucuz yolunu buldum. Velhasıl, o gün geldi ve havaalanına gidip Tuğçeyle resmi anlamda tanıştık -kendisiyle Erasmusum forumundan aynı okula gideceğimizi öğrendikten sonra tanışıp, bütün gerekli prosedürleri birlikte yaptık- Nihayetinde tanışma faslı bittikten sonra Yurtdışı Çıkış Harcı adında saçma bir harcı yatırdıktan sonra Pasaport kontrolünden geçip Duty Free’lerin olduğu bölüme girdik. Burasını gözünüzde çok fazla büyütmeyin çünkü İçki ve Sigara haricindeki doğru düzgün hiçbir şeyde çok büyük bir fark hissetmezsiniz. Şahsen ben büyük umutlarla girmiştim ama hayal kırıklığına uğradım.
Neyse daha sonra uçağımıza binip Viyana’ya doğru harekete geçtik, güzel ve rahat bir uçuşun ardından uçakta tanıştığımız Samsun’lu 40’lı yaşlarındaki bir adamla muhabbet ettik, adamın Viyana’da İtalyan restoranı varmış, bize Student Agency otobüsünü bulma konusunda yardım edebileceğini söyledi, biz de böyle bir yardımı tabi ki de geri tepemezdik. Neyse uçaktan inip Pasaport Kontrolü sırasına girdik ve beklemeye başladık, acaba bizi alacaklar mı? Yoksa geri mi yollayacaklar? Bizim Avusturya’ya vizemiz yok, uzun dönem Çek vizemiz var acaba ne olacak derken, tam önümüzdeki bizim yaşlarımızda(erasmus öğrencisi olduğunu düşündüğüm) 2 kıza sizin Şengen vizeniz yok sizi alamam deyip sınırdan geçirmediğini görünce ben sırıtmaya başladım, hadi geçmiş olsun boşuna geldik buraya kadar felan diyorum Tuğçe’ye. Neyse sıra bize geldi, kadına Erasmus öğrencisi olduğumu Çek cumhuriyetine geçmek istediğimi söyledim fakat beni dinlemedi bile ve yanındaki Polis arkadaşınla konuştu bunu alalım mı ne yapalım gibisinden(tahminimce yine Çek’e geçecek erasmus öğrencisi geldi deyip, şöyle bir tiksindi.) Nihayetinde sorun çıkarmadan mührü vurdu geçti ve böylece en büyük sorunu halletmiş olduk ve bavullarımızı almaya gittik. Orada Samsun’lu adamın yanına gidip muhabbet ettik ve onunla birlikte Avusturya toprağına ilk kez ayağımızı bastık. Sonra adam arkadaşının yanına gitti ve bu çocuklar buralara okumaya gelmişler bunlara yardım edelim deyip, bizi arabasına aldılar ve bizi gitmemiz gereken yere götürmeye çalıştılar fakat onlarda neresi olduğunu bilmiyorlardı. Sonunda saçma sapan bir tur attıktan sonra tekrar Havaalanının önüne geldik ve bizim bineceğimiz otobüsün orada olduğunu görünce direk arabalarından indik:) yani boşu boşuna gezmiş olduk ama olsun maksat insan tanımak. Ondan sonra Otobüse binip Brno şehrine yaklaşık 2.5 saat sonra vardık ve Tren İstasyonunu bulduk. İyi güzel bulduk ama hiçbir yerde bir kelime İngilizce bir şey yazmıyor, ayrıca insanlar da İngilizce bilmiyorlar, neyse orada bir yarım saat salak salak takıldıktan sonra mekanın nasıl işlediğine, insanların neler yaptığına baktık ve bilet almak için sıraya girdik ve Pardubice’ye gideceğimizi söyledik, kadın nereye gitmek istediğimizi anladı ama bize nasıl gideceğimizi hangi trenin nereden kalktığını İngilizcesi olmadığından dolayı anlatamadı, o kadarını da kendimiz sora sora(genç üniversite öğrencilerine), aldığımız her bilgiyi teyit ede ede öğrendik ve doğru trene bindik:)
Avrupa’da olduğumu Tren saatinin 18:35 yazıp tam o saatte gelmesine ve tam yazdığı saatte 20:16’da bizi Pardubice’ye bıraktığında anladım. Pardubice’ye ayak bastıktan sonra bir ohh çekip, ulan İstanbul’dan hiç bilmediğimiz bir yere UÇAK-ARABA-OTOBÜS-TREN kullanarak geldik buradan sonra da Okulun yurdunu mu bulamayacağız deyip bir hışımla insanlara tekrar sormaya başladık ve sonuç tekrar hüsran
ben kadına UNIVERSITY diyorum, kadın anlamıyor, tam umudu kesmişken “HAA UNİVERZİTA” dedi. Heh dedim ağzını öpeyim, öyle güzel RUS aksanıyla söyledi ki hala kulaklarımda sesi yankılanıyor:) [Burayı sansürlemem gerekirdi.]Bize eliyle 10 işareti yapıp, 10 numaralı otobüse binmemizi söyledi, yaklaşık on dakika sonra da 10 numaralı otobüs geldi ve bindik zaten son durak Üniversiteymiş. İndik ama saat 9, etrafta kimse yok nereye gideceğimizi bilmiyoruz, ben etrafı duvarlarla çevrili kocaman girişi olup bize kimlik soracakları bir yer arıyorum fakat öyle bir yer yok. Herifler koca kampüsün hiçbir yerine duvar çekmemişler giriş-çıkış serbest yani, anlayacağınız Üniversite sınırı diye bir şey yok yani :=) Neyse gecenin karanlığında yanlış yollara sapa sapa, sora sora yurdu bulduğumuz anda 3 kız da bizi buldu Eva, Petra ve adını söyleyemediğim biri daha. Ne kadar çok sevindiler bizi görünce, bizi alıp Yurt Resepsiyonuna götürüp kaydımızı yaptırdılar ve odalarımızı gösterdiler. Yalnız Resepsiyona gelmeden önce, içkili oldukları her hallerinden belliydi ve durmadan bize odaya çıkalım sonrada içmeye gidelim diyorlardı. Neyse ki aç olduğumuzu söyledik ve bizi DyDy BABA isimli çok hoş bir cafe-bar tarzında bir yere getirdiler ve her şey Türkiye’ye göre çok ucuzdu. İstanbul’dan sonra öyle bir kafe baya ucuz geldi bana:) Artık daimi üyesi oldum her gün gidiyorum.(2 günden beri )Velhasıl vaziyet böyle sağ salim evimden çıkıp yurduma yerleşene kadar bir sürü macera yaşadım ve bu yazdıklarım kadar, bir o kadar da sildiklerim var onları da artık başka zamana yazarım. Yani anlayacağınız İlk Yurtdışı Maceram güzel geçiyor, umarım böyle devam eder.
Nonoh.net
Yurtdışına çıkacağım için acaba iletişimi nasıl sağlarım?Hangi telefon hattını kullansam? Kimde hangi kampanyalar var felan diye aranırken bir de ne göreyim karşıma Nonoh diye bir site çıktı, ulan böyle isim mi olur dedim ama kendimi girmekten alıkoyamadım ve siteyi incelemeye başladım, hakkında birkaç yorum okudum ve herkes o kadar memnundu ki şaşırdım.Sonra ben de alayım anasını satayım neymiş ne değilmiş görmüş oluruz dedim ve nonoh.net’e girip üye olduktan sonra internetten kredi kartımla hesaplarına 10 Euro yatırdım.Ardından denemek için programı bilgisayarıma indirdim ve Amerika’daki kız arkadaşım Sinem’in CEP TELEFONunu aradım ve gerçekten sesin kesintisiz aktarıldığına tanık oldum, süper bir şeydi çünkü 4 AY BOYUNCA BEDAVAydı.4. ayın sonunda bir 10 Euro daha yatırıyorsun ve devam ediyorsun konuşmaya.Bu VOIP(Voice Over IP) hizmetini sadece yurtdışına çıkanlar için değil Türkiye’de yaşayanlara da tavsiye ediyorum çünkü Türkiye için de 4 ay boyunca ev telefonlarını aramak ücretsiz.Cep telefonları ise dakikası 0.080 EURO.
İyi güzel de ben bunu kullanmak için hep bilgisayarımı yanımda mı taşımam gerekecek derseniz.Hayır kardeşim onu da düşünmüşler ve Cep telefonlarınıza indirmeniz için uygulama geliştirmişler.(İphone,ipod,ipad,Android ve Nokia Symbian için ücretsiz indirebilirsiniz)İndirdikten sonra kullanıcı adı ve şifrenizi girip İNTERNET BAĞLANTINIZ(3G,WIFI vs..) olması halinde yine bu yolla da ücretsiz konuşabilirsiniz.Kardeşim peki bu WIFI ile bağlandığımızda ses kalitesinde sorun olacak mı?Onu da denedim, kendi telefonuma(Nokia 5800) bu uygulamayı indirdim ve İstanbulda ki Eren arkadaşımı ev telefonundan aradım bence ses gayet iyiydi yani bu yöntemi de tavsiye ediyorum.Yalnız şarjınız bitebilir dikkat edin:)
Not: Yazdıklarımı birkaç saat önce yaşadım ve hemen size aktarıyorum, detaylı bilgiyi www.nonoh.net ‘ten alabilirsiniz.Envai çeşit ülkeleri aramak da BEDAVA o yüzden ilgileniyorsanız bence bir göz atın derim.Ayrıca bu olayı, ÇAKAL şirket yöneticileri kendi firmalarında kullanarak telefon faturalarında muazzam düşüşü yakalamışlardır.
Not2:Bedava diye her yerde yazıyorum ama 10 EURO’yu ödedikten sonra BEDAVA(4 ay boyunca) bunu da tekrar belirtmek isterim..
Marmara Ring Projesi
İnternette dolaşırken gözüme çarpıp beni etkilemeyi başaran ve hayata geçirilebilirse Dünya’nın en nadide projelerinden biri olabilecek olan MARMARA RİNG PROJESİ gerçekten büyük bir sorunu çözebilecek(yada azaltacak diyelim) projeye benziyor.Konunun detaylarını yazıp sizleri sıkmak istemediğimden ana hatlarını ele alıcam.Zaten aşağıdaki video sunumu gerçekten özveri ile hazırlanmış izlemenizi tavsiye ederim.Bu proje kapsamında Marmara Denizi, İstanbul’un iç denizi(yada gölü diyelim) olacağa benziyor.Artık İstanbul’da çalışan birinin Bursa‘dan hatta hatta söylenenler doğru ise Çanakkale‘den bile RAHATlıkla gelebileceği yönünde.Benim kafama takılan en önemli sorun ise projenin İstanbul ayağından şehrin kilit yerlerine transferlerin nasıl ve ne kadar sürede olacağıdır.Zaten sorgulanması gereken nokta budur.Bu sorunun NASIL çözüme kavuşturacaklar açıkçası merak ediyorum, onun haricinde projeyi gerekli ve yerinde buluyorum.En azından canınız sıkıldığında hadi şöyle bir Çanakkale yapıp oradan da Ayvalığa geçerim derseniz 1-2 saat(şaka gibi) içinde kendinizi Ege’de bulabilirsiniz.
Not: Projenin mimarı Serdar İnan ve proje sahibi İNANLAR şirketi olmakta olup bu projeyi görene kadar kendilerini tanımıyordum, hala tanımıyorum ama yazımı bitirdikten sonra detaylı araştırmayı yapacağım.Yani şunu belirtmek istiyorum ki kimin projesi olursa olsun kime rant sağlayacak olursa olsunlar bu projenin hayata geçirilmesini isterim.Kanal İstanbul projesini duyduğumda verdiğim ilk tepki tipik bir Türk lafı olan “Kesin birilerine para yedirecekler..” olmuştu.Ama bu projede kime ne para yedirirlerse yedirsinler Helali hoş olsun kardeşim:)










